Türkiye’de estetik ameliyatlar ve kozmetik cerrahi işlemler son yıllarda önemli ölçüde artmış, bu alandaki sağlık hizmetleri hem yurt içinden hem de yurt dışından gelen hastalar bakımından yoğunlaşmıştır. Almanya, İsviçre, Avusturya ve diğer Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye gelen hastaların yanı sıra Türkiye’de yaşayan birçok kişi de burun estetiği (rinoplasti), liposuction, meme estetiği ve yüz germe gibi işlemler yaptırmaktadır. Ancak uygulamada; estetik ameliyat sonrası komplikasyon, tıbbi hata (malpraktis), doktor ihmali, eksik bilgilendirme, standart onam formu imzalatılması ve yetersiz tıbbi kayıt gibi sebeplerle ciddi uyuşmazlıkların ortaya çıktığı görülmektedir.
Bu rehber; Türkiye’de gerçekleştirilen estetik operasyonlarda doktorun aydınlatma yükümlülüğü, aydınlatılmış onam, hasta rızasının geçerliliği, özel hastane ve doktor sorumluluğu, tazminat ve şikayet süreçleri gibi konularda hem uluslararası hastalara hem de Türkiye’de yaşayan mağdurlara hukuki bir çerçeve sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Rehber, yürürlükteki mevzuat hükümleri ile Yargıtay kararları ve pratik uyuşmazlık örnekleri esas alınarak oluşturulmuştur. Vural & Demir Law and Consulting, özellikle sağlık hukuku, tıbbi malpraktis ve estetik ameliyat sonrası tazminat davaları alanında çalışmalar yürütmekte olup, hem Türkiye’de yaşayan kişilere hem de yurt dışından gelen hastalara yönelik olarak doktor hatası ve estetik ameliyat mağduriyeti kapsamında hukuki danışmanlık sağlamaktadır.
1. “Aydınlatılmış Rıza” (Bilgilendirme ve Onam) Ne Demektir?
Aydınlatılmış rıza; bir hastanın, kendisine uygulanacak tıbbi müdahale hakkında anlaşılır şekilde bilgilendirilmesinden sonra, müdahaleye hukuken geçerli biçimde onay vermesi anlamına gelir. Bu kapsamda hasta; yapılacak işlemin amacı, uygulanma şekli, süreci ile birlikte olası riskler, yan etkiler ve sonuçlar hakkında önceden bilgilendirilmelidir. Özellikle estetik cerrahi ve güzellik amaçlı operasyonlar bakımından bu bilgilendirme Türkiye’de son derece önemlidir. Çünkü bu tür işlemler çoğu zaman tıbben zorunlu olmayıp, hastaların sonuç konusunda belirli beklentilerle hareket ettiği ve sonrasında estetik ameliyat mağduriyeti yaşanabildiği görülmektedir.
Türk hukukuna göre hastanın rızası, tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi için zorunlu bir şarttır. Özellikle büyük cerrahi operasyonlarda yazılı onam alınması açıkça aranmaktadır. Ayrıca Hasta Hakları Yönetmeliği de tıbbi müdahalelerin kural olarak yalnızca hastanın onayıyla yapılabileceğini düzenlemektedir. Bunun yanında Biyotıp Sözleşmesi, her türlü tıbbi müdahalenin ancak hastanın özgür iradesiyle ve yeterli bilgilendirme sonrasında rıza göstermesi halinde hukuka uygun olacağını vurgulamaktadır. Bu nedenle hastaya yalnızca standart bir form imzalatılması, hastanın gerçekten bilgilendirildiği ve riskleri anladığı ispat edilemediği sürece tek başına yeterli sayılmayabilir. Nitekim uygulamada özellikle estetik ameliyat sonrası komplikasyon, doktor hatası (malpraktis) ve tazminat talepleri bakımından en sık uyuşmazlık konusu olan husus, hastanın gerçekten yeterli şekilde bilgilendirilip bilgilendirilmediğidir.
Yargıtay Karar Örneği
Y. 15 HD.nin 3.7.2018 gün ve 2018/3043-2820 sayılı kararında;
“…estetik müdahaleye karar verilmesi aşamasında hiçbir ölçüm yapmadan fotoğraf çekilmeden ve ayrıntılar sorulmadan sadece 300 cc yuvarlak silikon kullanılacağı ve bunun da 85 bedelle tekabül edeceği, bunların yanında vücudundan yağ alınarak göz kapağını ve alnını dolduracağının taahhüt edilmesine karşın, sol göğsünde aşırı şişlik, göğüs uçlarında sarkma, aşağı doğru eğilim, yüzünde aşırı şişlik sebebiyle dava açıldığı, davanın reddine dair verilen kararın temyiz edilmesi üzerine, Dairece; estetik müdahalelerin sonucu itibariyle işsahibi yararına sonuç vermediği gibi, 1. Operasyon öncesi onamda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği ve kayıtların tam olarak tutulmadığı, komplikasyon konusunda aydınlatmanın yeterli olmadığı…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
2. Rızanın Şekli ve Kapsamı – Nasıl, hangi şekilde ve kime karşı verilir?
a. Rızanın Şekli
Türk hukukuna göre özellikle büyük cerrahi müdahalelerde – örneğin estetik cerrahi, plastik ameliyatlar veya Türkiye’de yapılan güzellik operasyonları kapsamında – hastadan yazılı onam (rıza) alınması zorunludur. Yazılı rızanın alınmaması halinde, mağdur olan kişinin şikâyeti üzerine, müdahaleyi gerçekleştiren hekim veya ilgili sağlık kuruluşu hakkında para cezası şeklinde cezai yaptırım dahi gündeme gelebilmektedir.
Bir uyuşmazlık halinde ayrıca hastanın gerçekten rıza gösterdiğinin ispat edilmesi gerekir. Türk hukukunda, ekonomik değeri yüksek uyuşmazlıklarda kural olarak yazılı delil aranır. Bu kapsamda yalnızca imzalı belgeler değil; fotoğraflar, video kayıtları veya ses kayıtları gibi materyaller de, hukuken geçerli delil olarak kabul edilebilecek nitelikteyse ispat aracı sayılabilir. Ancak yazılı bir belge veya yeterli kayıt bulunmadığında ciddi ispat sorunları ortaya çıkar ve uygulamada özellikle estetik ameliyat sonrası mağduriyet, doktor hatası (malpraktis), tıbbi müdahale hatası ve tazminat davaları çoğu zaman tam da bu noktada başlamaktadır.
b. Rıza Kime Aittir? (Kim İmzalayabilir?)
Türk sağlık hukukunda temel ve açık bir ilke bulunmaktadır: rıza (onam), yalnızca bedeni ve sağlığı üzerinde işlem yapılan kişiye aittir. Bu nedenle, hasta ayırt etme gücüne sahip ve karar verebilir durumdaysa, tıbbi müdahaleye ilişkin onamın kural olarak bizzat hasta tarafından verilmesi gerekir. Bir yakınının veya refakatçinin imzası ise ancak hastanın hukuken veya fiilen geçerli rıza açıklayamayacak durumda olması halinde (örneğin reşit olmaması, kısıtlı olması, bilincinin kapalı olması gibi durumlarda) hastanın rızasının yerine geçebilir.
Özellikle estetik ameliyat ve tıbbi müdahale mağdurları açısından önemli not: Eğer hasta karar verebilir durumdaysa, ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda açıkça ispatlanabilir şekilde, rızanın ve aydınlatmanın bizzat hastaya yapıldığı ve onam formunun da hasta tarafından imzalandığı belgelenmelidir. Zira özellikle Türkiye’de medikal turizm kapsamında yapılan estetik operasyonlar sonrasında, eksik veya hatalı imza süreci daha sonra tazminat davaları, malpraktis (doktor hatası) ve maddi-manevi zarar talepleri bakımından ciddi sonuçlar doğurabilmektedir.
c. Rıza Neden “Aydınlatılmış” Olmak Zorundadır?
Hekim ile hasta arasında özel bir güven ilişkisi bulunmaktadır. Hasta, vücut bütünlüğünü ve sağlığını tedavi eden doktora emanet eder ve tıbbi müdahalenin tıp biliminin gereklerine uygun şekilde yapılmasını bekler. Bu nedenle doktorun, operasyon öncesinde hastaya müdahaleye ilişkin tüm temel bilgileri açık, eksiksiz ve anlaşılır şekilde aktarması zorunludur. Hastanın yalnızca bir formu imzalaması, eğer hasta gerçekten bilgilendirilmemişse, hukuken yeterli kabul edilmez. Bu durum özellikle Türkiye’de estetik ameliyatlar sonrasında ortaya çıkan komplikasyonlarda sıkça gündeme gelmekte ve sonradan açılan doktor hatası (malpraktis) davalarında, tazminat davalarında ve sorumluluk süreçlerinde temel tartışma konusu olmaktadır.
Türk hukukunun temel düzenlemeleri kapsamında – özellikle Biyotıp Sözleşmesi (m. 5) ve Hasta Hakları Yönetmeliği dikkate alındığında – bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için hastanın, ancak yeterli şekilde aydınlatıldıktan sonra özgür iradesiyle rıza göstermesi gerekir. Aydınlatma kapsamında özellikle; yapılacak işlemin ne olduğu, olası riskler ve komplikasyonlar, alternatif yöntemler ve müdahale yapılmadığı takdirde ortaya çıkabilecek sonuçlar hastaya açıklanmalıdır. Hasta, ancak kendisine makul bir düşünme süresi tanındıktan sonra geçerli ve hukuken bağlayıcı bir karar verebilir.
Bir rıza beyanı ancak sadece imzalanmış değil, aynı zamanda gerçekten anlaşılmış ise geçerlidir. Özellikle Türkiye’de sağlık turizmi kapsamında ameliyat olan yabancı hastalarda veya farklı dil konuşan kişilerde, bilgilendirme hastanın gerçekten anlayabileceği bir dilde yapılmalıdır. Bu mümkün değilse, uygun bir tercüman aracılığıyla iletişim kurulması gerekir. Aksi halde verilen onamın “aydınlatılmış rıza” olduğu ve hukuken geçerli sayılabileceği kabul edilemez.
d. Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğünün Türleri
Hekimin hastayı aydınlatma yükümlülüğü, tedavi sürecinin hangi aşamasında olunduğuna göre farklı içeriklere sahip olabilir. Özellikle Türkiye’de sağlık turizmi kapsamında yapılan estetik operasyonlarda bu aydınlatmanın sistemli, açık ve belgelenebilir şekilde yapılması son derece önemlidir. Çünkü estetik ameliyat sonrası ortaya çıkan komplikasyonlarda ve sonradan açılan doktor hatası (malpraktis) davalarında, çoğu zaman uyuşmazlık doğrudan “hastanın gerçekten yeterli şekilde bilgilendirilip bilgilendirilmediği” sorusu üzerinden şekillenmektedir. Uygulamada hekim tarafından yapılması gereken aydınlatma genellikle üç başlık altında incelenmektedir:
1) Karar Aydınlatması (Rızanın
Temeli)
Karar aydınlatması, hastanın yapılacak müdahale hakkında bilinçli ve doğru bir karar verebilmesini sağlamak amacıyla yapılır. Doktor; hangi işlemin planlandığını, bu işlemin neden önerildiğini ve hangi alternatif tedavi seçeneklerinin bulunduğunu hastaya açıklamak zorundadır. Bu aşamada yapılan bilgilendirme özellikle önemlidir; çünkü hastanın vereceği rıza doğrudan bu bilgiler üzerine kurulmaktadır.
2) Risk Aydınlatması (Riskler,
Yan Etkiler ve Komplikasyonlar)
Risk aydınlatması, hastanın operasyonun olası riskleri, yan etkileri ve komplikasyonları hakkında bilgilendirilmesini ifade eder. Amaç, hastanın yalnızca operasyonu “istemesi” değil, aynı zamanda olası olumsuz sonuçları gerçekçi şekilde değerlendirebilmesidir. Türkiye’de estetik ameliyatlar açısından bu husus daha da kritik hale gelmektedir; çünkü hastalar çoğu zaman reklam odaklı vaatlerle belirli bir sonuç beklentisine sokulmakta, ancak operasyon riskleri her zaman yeterince açıklanmamaktadır. Bu durum sonrasında tazminat davalarına ve hastane-doktor sorumluluğu tartışmalarına yol açabilmektedir.
3) Tedavi Aydınlatması (Süreç
ve Ameliyat Sonrası Takip / Bakım)
Tedavi aydınlatması ise müdahalenin uygulama süreciyle ilgilidir. Buna; operasyonun süresi, başarı ihtimali, iyileşme süreci, kullanılacak ilaçlar, gerekli kontroller, ameliyat sonrası bakım ve günlük yaşamı etkileyebilecek sınırlamalar dahildir. Özellikle sağlık turizmi mağdurları açısından önem taşıyan bir husus da, hastaya ameliyat sonrası hangi takiplerin zorunlu olduğu ve ülkesine döndükten sonra ortaya çıkabilecek risklerin neler olduğunun açıkça anlatılmasıdır.
e. Aydınlatmayı Kim Yapmalıdır?
Kural olarak, tıbbi aydınlatma yükümlülüğü bizzat tedaviyi uygulayacak olan hekime aittir. Yani hastayı bilgilendirmesi gereken kişi, müdahaleyi gerçekleştirecek doktorun kendisidir. Hekim; yapılacak işlemin nasıl uygulanacağını, olası riskleri, komplikasyonları ve alternatif yöntemleri hastaya açık, anlaşılır ve eksiksiz şekilde anlatmalı, hastanın sorularını da doğru biçimde yanıtlamalıdır. Bu durum, doktorun aydınlatma yükümlülüğünün temel unsurudur.
Ekip halinde gerçekleştirilen müdahalelerde ise istisnai olarak, bilgilendirme başka bir yetkin sağlık personeli tarafından yapılabilir. Ancak idari personel, danışmanlar, sekreterya veya tıbbi olmayan kişiler tarafından yapılan açıklamalar hukuken yeterli kabul edilmez.
Özellikle Türkiye’de sağlık turizmi kapsamında yapılan estetik ameliyatlar açısından önemle vurgulanmalıdır ki; sağlık turizmi acenteleri, aracı firmalar veya yalnızca tercümanlık hizmeti veren kişiler tarafından yapılan bilgilendirme, hukuken doktorun yapması gereken tıbbi aydınlatmanın yerine geçmez. Bu kişiler yalnızca organizasyonel konularda bilgi verebilir; ancak riskler, komplikasyonlar ve alternatif tedaviler hakkında tıbbi ve hukuki açıdan geçerli bir aydınlatma yapmaları mümkün değildir.
f. Aydınlatma Ne Zaman Yapılmalıdır?
Mevzuatta aydınlatmanın hangi tarihte veya hangi aşamada yapılacağına dair kesin bir zaman belirlenmemiştir. Ancak tıp hukuku uygulamasında ve doktrinde genel kabul şudur: Aydınlatma, tıbbi müdahaleden önce yapılmalıdır. Özellikle Türkiye’de gerçekleştirilen estetik operasyonlarda bu konu çok önemlidir; zira sağlık turizmi kapsamında gelen hastaların büyük bir kısmı, ameliyat günü veya ameliyattan hemen önce standart formlarla karşı karşıya bırakılmaktadır.
Esas olan, hastaya makul bir düşünme süresi (“makul süre”) tanınmasıdır. Hasta, kendisine sunulan riskleri, olası komplikasyonları, ameliyat sürecini, iyileşme süresini ve yaşam kalitesine etkilerini değerlendirebilecek zamana sahip olmalıdır. Bu süre verilmeden alınan onamın gerçekten özgür iradeye dayanıp dayanmadığı tartışmalı hale gelir.
Acil olmayan müdahalelerde makul sürenin uzunluğu, işlemin niteliğine ve ağırlığına göre değişir. Basit tıbbi işlemlerde kısa bir sözlü bilgilendirme yeterli olabilse de, estetik ameliyatlar ve cerrahi müdahalelerde onamın ameliyat günü alınması hukuken ciddi sorunlara yol açabilir ve uyuşmazlık halinde hekimin sorumluluğu ile ispat yükü bakımından önemli sonuçlar doğurabilir.
Hastalar açısından önemli bir uyarı: Ameliyat günü “son dakika imzası” ile yapılan onam işlemleri ciddi bir risk göstergesidir.
g. Aydınlatmanın İçeriği (Doktor Hastaya Neleri Açıklamak Zorundadır?)
Hekimin hastayı aydınlatmasına ilişkin en kapsamlı düzenlemeler, Türk tıbbi meslek etiği kurallarında yer almaktadır. Burada temel nokta şudur: Hastanın “bir şekilde onay vermesi” yeterli değildir. Hastanın rızası mutlaka bilgilendirilmiş ve özgür iradeye dayalı bir rıza olmalıdır (aydınlatılmış onam). Bu husus özellikle Türkiye’de estetik operasyonlar, burun estetiği, liposuction, meme estetiği ve saç ekimi gibi işlemler sonrasında ortaya çıkan komplikasyonlarda ve tıbbi hata iddialarında en çok tartışılan konuların başında gelmektedir.
Doktorun hastayı özellikle
aşağıdaki konularda açık ve anlaşılır biçimde bilgilendirme yükümlülüğü vardır:
-
hastanın mevcut sağlık durumu ve teşhis,
-
önerilen tedavinin türü ve nasıl uygulanacağı,
-
başarı ihtimali ve tahmini süresi,
-
riskler, olası komplikasyonlar ve yan etkiler,
-
alternatif tedavi yöntemleri,
-
kullanılacak ilaçlar, kullanım şekli ve olası
yan etkileri,
- yaşam kalitesi, günlük hayat ve iyileşme süreci üzerindeki olası etkiler.
Aydınlatma, hastanın gerçekten anlayabileceği bir şekilde yapılmalıdır. Bilgilendirme yalnızca formalite gereği, yüzeysel veya sadece standart form imzalatılarak yapılmış olmamalıdır.
Ayrıca aydınlatma süreci; objektif, ölçülü ve hastaya uygun olmalıdır. Hastanın gereksiz korku, baskı veya yönlendirme ile karar vermeye zorlanması hukuken doğru değildir. Amaç, hastanın gerçekçi ve bilinçli bir karar verebilmesini sağlamaktır.
h. Aydınlatma Kime Yapılmalıdır?
Tıbbi aydınlatma, her zaman geçerli şekilde rıza verecek kişiye, yani doğrudan hastaya yapılmalıdır. Sadece bir imza alınması yeterli değildir; hastanın müdahaleyi, süreci, riskleri ve olası komplikasyonları gerçekten anlayabilmesi gerekir.
Hasta ayırt etme gücüne sahipse ve karar verebiliyorsa, aydınlatma esasen doğrudan hastanın kendisine yapılmalıdır. Sadece refakatçiye, aile bireyine veya sağlık turizmi aracılarına yapılan açıklamalar çoğu durumda yeterli sayılmaz ve rızanın geçerliliğini hukuken tartışmalı hale getirebilir.
Ancak hasta küçükse, bilinci kapalıysa veya hukuken/tıbben karar verecek durumda değilse, rıza ve bilgilendirme kanuni temsilci aracılığıyla yapılabilir. Acil ve hayati tehlike içeren durumlarda ise önceden onam alınmaksızın müdahale yapılması mümkün olabilir; ancak bu durumun mutlaka kayıt altına alınması gerekir.
İLETİŞİM –
TÜRKİYE’DE TIBBİ UYGULAMA HATALARI VE ESTETİK OPERASYONLARDA HUKUKİ DESTEK
Türkiye’de gerçekleştirilen
estetik operasyonlar sonrasında ortaya çıkabilecek aydınlatma yükümlülüğü
ihlali, tıbbi uygulama hatası (malpraktis) ve hasta hakları kapsamında
doğabilecek hukuki süreçler hakkında bilgi almak isteyen kişiler, tarafımızla
iletişime geçebilir.
Vural & Demir Law and
Consulting’in kurucu ortakları Av. Yasemin Demir ve Av. Suzan Vural, dosyanızı
tarafınıza ait belge ve bilgiler doğrultusunda gizlilik ilkesi çerçevesinde
inceleyerek; özellikle tazminat talepleri, manevi tazminat değerlendirmesi ve
hekim/hastane sorumluluğu gibi konularda hukuki danışmanlık sunmaktadır.