Türkiye’de Etkin Alacak Yönetimi
- Türkiye’de Tahsilat ve Zorunlu İcra İşlemleri -
I. Giriş
Türkiye, Alman ve Avrupa şirketleri için en önemli ticaret ortaklarından biri olarak kabul edilmektedir. Ancak, ekonomik ilişkiler hızla gelişirken, birçok Avrupa şirketi alacak tahsilatında büyük zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Uzun ödeme vadeleri, karmaşık yasal düzenlemeler ve bürokratik engeller, Türkiye’de tahsilat sürecini oldukça karmaşık bir hale getirmektedir.
İşte bu noktada Vural & Demir Hukuk ve Danışmanlık devreye giriyor!
Kurumumuz, Türkiye’de tahsilat, sınır ötesi icra işlemleri ve uluslararası şirketler için alacak tahsilatı alanında uzmanlaşmıştır. Türk icra ve iflas hukuku konusundaki derin uzmanlığımızla, alacaklıların açık alacaklarını etkin ve hukuka uygun bir şekilde tahsil etmelerini sağlayan çözümler sunuyoruz.
II. Türkiye’de Tahsilat Sürecinin Hukuki Temelleri
1. Türkiye’de Tahsilat Şirketleri İçin Mevzuat Eksikliği
Türkiye’de tahsilat şirketlerine ilişkin özel bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, alacak tahsilatının profesyonel şekilde yürütülmesi konusunda ülke çapında uzmanlığa sahip hukuk büroları devreye girmektedir.
III. Türkiye’de Alacakların Tahsili
1. Türk Hukukuna Göre Mahkeme Dışı Ödeme Talepleri – Alacaklılar İçin Etkili İhtar Stratejileri
Noter ihtarı, Türkiye’de belirsiz vadeli borçlar açısından borçluyu resmî olarak temerrüde düşürmenin etkili bir yoludur. Bu ihtar, yargı sürecine başvurulmadan önce borçluya yapılan son resmî ödeme talebi niteliğindedir. Ancak, dava açmak için noter ihtarı zorunlu bir ön koşul değildir.
Borçlunun temerrüde düşmesi için yazılı bir ihtar gereklidir. Noter ihtarı, bu süreci resmî ve kesin hale getirir.
Tebliğ edilen ihtarın içeriği hukuken bağlayıcıdır. Alacaklı, olası bir uyuşmazlık durumunda borçlunun ödeme talebinden haberdar olduğunu noter onaylı belge ile kanıtlayabilir.
İcra ve dava süreçlerine delil oluşturur. Borçlunun temerrüde düştüğünü ispat etmek, tazminat veya faiz taleplerini güçlendirebilir.
Noter ihtarı, alacaklıların taleplerini resmî bir temele oturtarak tahsilat sürecini hızlandıran bir yöntemdir. Özellikle belirsiz vadeli borçlar için borçlunun temerrüde düşmesiyle birlikte gecikme faizi ve tazminat talep edilmesini kolaylaştırır. Bu yöntem, borç tahsil sürecinde alacaklıya önemli bir avantaj sağlar.
2. Türk Hukukuna Göre İcra Takip Süreci
Türkiye’de, alacaklılar alacaklarını Türk İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri çerçevesinde icra takibi yoluyla tahsil edebilirler.
3. İcra Takibinin Başlatılması ve Ödeme Emri
Türk hukukunda, alacaklılar tahsilat sürecini doğrudan ilamsız icra veya ilamlı icra yoluyla başlatabilirler. İlamsız icrada, mahkeme kararı olmadan icra takibi açılabilir ve bu süreç İcra ve İflas Kanunu’nun 42. maddesinde düzenlenen ödeme emri prosedürüyle işler.
Alacaklı, icra müdürlüğüne başvurarak borçlu aleyhine icra takibi başlatır. İcra müdürlüğü tarafından düzenlenen ödeme emri, borçluya tebliğ edilir. Borçlu, ödeme emrini aldıktan sonra yedi gün içinde itiraz veya şikâyet hakkına sahiptir.
4. Borçlunun İtirazı ve Sürecin Devamı
Borçlunun itirazı üzerine icra takibi durur. Borçlu, imzaya veya borca itiraz edebilir.
Alacaklı, itirazın iptali davası açarak genel mahkemelerde borçlunun itirazını geçersiz kılmaya çalışabilir.Alternatif olarak, itirazın kaldırılması talebi ile icra mahkemesine başvurarak borçlunun itirazının kaldırılmasını isteyebilir.
Borçlunun haksız itirazı halinde, mahkeme kararıyla alacak miktarının %20’sinden az olmamak üzere tazminata hükmedilebilir (İİK m. 67/2).
Alacaklının haksız bulunması halinde, borçlunun uğradığı zararlar ve yargılama giderleri alacaklıya yüklenebilir.
Bu çerçevede, Türkiye’de alacak tahsili için mahkeme temelli bir prosedür yerine, icra müdürlükleri aracılığıyla doğrudan takip süreci öngörülmüştür. Ancak, borçlunun itirazı halinde alacaklının mahkemeye başvurma zorunluluğu doğabilmektedir.
Borçlunun Malvarlığını Kaçırmasına Karşı Hukuki Koruma Mekanizmaları
Türkiye’de icra süreci başladıktan sonra, bazı borçlular malvarlıklarını devrederek ödeme yükümlülüğünden kaçmaya çalışabilir. Bu durum, borçluların gayrimenkullerini satması, banka hesaplarını boşaltması veya değerli varlıklarını üçüncü kişilere devretmesi şeklinde ortaya çıkabilir.
Alacaklıların haklarını korumak ve borçlunun malvarlığını kaçırmasını önlemek amacıyla, Türk hukuku ihtiyati haciz mekanizmasını sunmaktadır. Bu hukuki araç, alacaklılara borçlunun malvarlığı üzerinde geçici güvence sağlama imkânı tanımaktadır.
Ancak, ihtiyati haciz her alacak için otomatik olarak uygulanamaz. Bir alacaklının ihtiyati haciz talebinde bulunabilmesi için bazı yasal şartları yerine getirmesi gerekmektedir. Öncelikle, alacağın vadesinin gelmiş olması gerekir. Bununla birlikte, ticari senetlerde vade gelmeden de ihtiyati haciz talep edilebilir (İİK m. 257/2). Ayrıca, alacak zaten bir rehinle teminat altına alınmamış olmalıdır, çünkü rehinle güvence altına alınan alacaklar için doğrudan rehinli takip yolu öngörülmüştür. Son olarak, alacaklının talebini kuvvetle ispat edebilmesi gerekir. Bunun için çek, senet, bono veya mahkeme kararı gibi kesin delillerin sunulması gerekmektedir.
İhtiyati haciz kararı alınabilmesi için yetkili mahkeme asliye ticaret mahkemesi veya asliye hukuk mahkemesidir. Mahkeme, tarafları dinlemeksizin, dosya üzerinden inceleme yaparak karar verebilir (İİK m. 258). Eğer mahkeme ihtiyati haciz kararı verirse, alacaklı haciz işlemlerinin uygulanabilmesi için talep edilen alacağın %15’i oranında bir teminat yatırmak zorundadır. Ancak, bu oran mahkeme tarafından artırılabilir veya azaltılabilir. Haciz işlemi, icra dairesi aracılığıyla gerçekleştirilir ve borçlunun taşınmazlarına, banka hesaplarına, menkul varlıklarına veya üçüncü kişilerdeki alacaklarına haciz konulabilir.
İhtiyati haciz kararının haksız olduğu mahkeme tarafından tespit edilirse, borçlu mahkemeye başvurarak uğradığı zararların tazminini talep edebilir (İİK m. 259). Öte yandan, alacaklı ihtiyati haciz sürecinde haklı çıkarsa, mahkemeye başvurarak yatırdığı teminatı geri alabilir.
Sonuç olarak, ihtiyati haciz, borçlunun malvarlığını kaçırmasını önleyerek alacaklının tahsilat sürecini güvence altına alan güçlü bir hukuki araçtır. Ancak, ihtiyati haciz talepleri mahkemeler tarafından sıkı bir şekilde denetlendiğinden, alacaklıların taleplerini hukuken ispat edebilecek sağlam delillerle desteklemeleri büyük önem taşımaktadır.
IV. Türkiye’de Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi
Yabancı mahkemeler tarafından verilen kararlar, Türkiye’de doğrudan icra edilemez. Bu kararların Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi için öncelikle bir Türk mahkemesi tarafından tanınması veya tenfiz edilmesi gerekmektedir. Tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kesin hüküm ve kesin delil etkisi doğurmasını sağlarken, tenfiz ise kararın icra edilebilir hale getirilmesi için gerçekleştirilen hukuki işlemdir. Tanıma ve tenfiz süreci, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50 ila 59. maddeleri kapsamında düzenlenmiştir.
Tanıma ve tenfiz davası açılabilmesi için öncelikle yabancı mahkeme kararının kesinleşmiş olması gerekmektedir. Türk mahkemeleri, yabancı mahkeme kararlarını incelerken kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığını, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini ihlal edip etmediğini ve tarafların savunma haklarına riayet edilip edilmediğini değerlendirir. Özellikle, Türkiye’de taşınmazlarla ilgili ayni haklara ilişkin davalar gibi bazı konular Türk mahkemelerinin münhasır yetkisi kapsamında olup, bu tür davalar hakkında verilen yabancı mahkeme kararları Türkiye’de tenfiz edilemez. Ayrıca, yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi, kararın verildiği ülkede Türk mahkemeleri tarafından verilen kararların da aynı şekilde tanınıp tenfiz edilmesine bağlıdır. Bu ilkeye mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesi denir ve mahkeme tarafından resen incelenir.
Tanıma ve tenfiz davaları, borçlunun Türkiye’de yerleşim yerinin bulunduğu asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır.
Borçlunun Türkiye’de bir yerleşim yeri bulunmaması durumunda, İstanbul, Ankara veya İzmir mahkemelerinde dava açılabilir. Ticari nitelikteki alacaklara ilişkin tanıma ve tenfiz davalarında ise yetkili mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Tanıma ve tenfiz süreçleri, somut olayın özelliklerine bağlı olarak değişmekle birlikte, ortalama 6 ila 12 ay sürebilmektedir. Tebligatın yurt dışına yapılması gereken durumlarda ise bu süre daha da uzayabilmektedir.
Türkiye’de İcra – Yabancı Mahkeme Kararlarının ve Tahkim Kararlarının İcrası
Bir yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemeleri tarafından tenfiz edildikten sonra Türk mahkemelerinin verdiği bir karar ile aynı hukuki etkiye sahip olur ve icra edilebilir hale gelir. Tenfiz edilen bir mahkeme kararı uyarınca icra takibi başlatılarak borçlunun taşınmazlarına, banka hesaplarına, üçüncü kişilerdeki alacaklarına ve diğer menkul varlıklarına haciz konulabilir. Ayrıca, İş Kanunu hükümleri çerçevesinde borçlunun maaşının en fazla dörtte biri oranında haciz uygulanabilir. Borçlu, kendisine yapılan ödeme emirlerine rağmen borcunu ödemediği takdirde, haczedilen malvarlığı açık artırma yoluyla satılarak alacaklının tahsili sağlanır.
Sonuç olarak, Türkiye’de yabancı mahkeme kararlarının hukuki geçerlilik kazanabilmesi için tanıma ve tenfiz sürecinin tamamlanması zorunludur. Bu süreç, alacaklı açısından zaman alıcı olabilir ve icra sürecini geciktirebilir. Bu nedenle, tahsilat sürecinin hızlandırılabilmesi adına, alacaklıların Türkiye’de hukuki destek alarak doğrudan Türk yargı organları nezdinde dava açmaları veya tahsilat süreçlerini yerel bir hukuk hizmeti sağlayıcısı aracılığıyla yürütmeleri daha etkili bir yöntem olabilir.
V. Türkiye’de Etkin Alacak Yönetimi ve Tahsilat – Hizmetlerimiz
Vural & Demir Hukuk ve Danışmanlık, Türkiye’deki açık alacaklarını başarıyla tahsil etmek isteyen şirketler ve bireyler için kapsamlı çözümler sunmaktadır. Hukuk büromuz, tahsilat, alacak tahsili ve zorunlu icra işlemleri alanında uzmanlaşmış olup, müvekkillerimizin ekonomik menfaatlerini etkin ve hukuka uygun bir şekilde korumalarına destek olmaktadır.
Alacak Yönetimi Konusundaki Temel Uzmanlık Alanlarımız:
🔹 Borçlu Varlıklarının Tespiti ve Kredi Risk Analizi
Hukuki işlemlere başlamadan önce, borçlunun mali durumunu analiz ediyor ve mevcut malvarlıklarını inceliyoruz. Bu sayede, en ekonomik ve etkili tahsilat stratejisini belirleyerek alacakların hedef odaklı bir şekilde tahsil edilmesini sağlıyoruz.
🔹 Yargı Yolu ve Yargı Dışı Alacak Tahsili
Müvekkillerimize, Türk hukukuna uygun olarak hem yargı dışı tahsilat süreçlerinde hem de mahkeme yoluyla tahsilat işlemlerinde destek sunuyoruz. Bu kapsamda, hukuki açıdan geçerli ödeme taleplerinin hazırlanması ve ödeme yükümlülüklerini yerine getirmeyen borçlulara karşı icra takibi başlatılması hizmetlerini sunuyoruz.
🔹 Malvarlıklarının Güvence Altına Alınması ve Alacakların Korunması
Borçluların malvarlıklarını haksız şekilde devretmelerini veya kaçırmalarını önlemek amacıyla hukuki güvence tedbirleri alıyoruz. Bu kapsamda, ihtiyati tedbir kararları, banka hesaplarına bloke koyma, taşınmazlara ve şirket hisselerine el koyma gibi çeşitli önlemleri uygulamaya koyuyoruz.
🔹 Uluslararası Alacak Tahsili & Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve İcrası
Uluslararası mahkeme kararları ve tahkim kararları, Türkiye’de doğrudan icra edilemez. Bu nedenle, gerekli tanıma ve tenfiz sürecini (Tenfiz Davası) üstlenerek, yabancı mahkeme kararlarının hukuki geçerlilik kazanmasını ve Türkiye’de icra edilmesini sağlıyoruz.
🔹 Zorunlu İcra & Stratejik Tahsilat Hizmetleri
Hukuk büromuz, müvekkillerimizin haklarını kararlılıkla savunmakta ve alacak tahsilat sürecinin hızlı ve etkili bir şekilde tamamlanmasını sağlamaktadır. Haciz işlemleri, taşınmaz satışları, icra takibi ve zorunlu icra süreçlerini titizlikle yürütüyor ve alacakların Türkiye’de başarıyla tahsil edilmesini sağlıyoruz.
🔹 Bireysel Arabuluculuk & Uzlaşma Müzakereleri
Her uyuşmazlık mahkemeye taşınmak zorunda değildir. Birçok durumda, alacaklılar ve borçlular arasındaki ihtilafları arabuluculuk ve müzakereler yoluyla çözüme kavuşturarak, ekonomik ve stratejik açıdan en uygun sonuca ulaşılmasını sağlıyoruz.